Plastik ambalajda dünya rekabetine hazırlanıyor

0
62
+100%-

RÜŞTÜ BOZKURT- DÜNYA
İSTANBUL- 1990’lı yılların sonlarına doğru Cem Ofset Matbaası’nda çok ilkel koşullarda AMBALAJ Dergisi çıkarmaya uğraştığımız günleri anımsıyorum. Oktay Duran’ın destekleri, grafiker Suat’ın büyük özverisi, hafta sonunda ısıtma sisteminin çalışmadığı soğuk kış günlerinde dergiyi hazırlamak için sırtımızda paltolar, elerimizi soluklarımızla ısıtarak tutkulu çalışmaya bizi motive eden duygunun ne olduğunu tanımlama isteseniz başarılı olamam.

Ambalaj sektörünü öğrenmek için Unilever’de Suat Baycılı’nın kapısını aşındırdığımız günlerdi. Sektörün ekonomideki işlevlerini öğrenerek başlamıştık işe. O günlerden bugünlere çorbaya bir tutam tuz katkımız olmuşsa ne hoş. Kendimizi imar etmede bir tuğlaya koyabilmişsek ne güzel. Geleceği inşa etmeye doğru veri, doğru bilgi ve doğru analiz yapabilecek araçlara ulaşabildiysek ne iyi. Şimdi köprülerin altından sular çok hızlı akıyor. Mevlana’nın dediği gibi, “Dünle beraber gitti düne ait ne varsa cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” Gelin eli taşın altındaki bir girişimciye Hakan Özhuy’a nerede başlayıp, nereye geldiklerini sorarak söyleşimize başlayalım.

Jokey ambalaj alanında iddialı

Hakan Özhuy Jokey Ambalaj’ın bir Alman Grubu ile ortaklaşa kurulduğunu anlatıyor: Grup 1968’de kurulmuş, bugün 11 ülkede, 14 üretim tesisiyle plastik ambalaj üretiyor. Grubun cirosu 435 milyon euro düzeyine ulaşmış. Dilovası’ndaki tesisler 21 milyon euroluk katkı yapıyor. Jokey Ambalaj Türkiye tesislerinde 3 vardiya çalışılıyor. Beyaz yakalılar dahil 93 kişi istihdam ediliyor. Dilovası’nda yapılan üretimin yüzde 52’si ihraç ediliyor; yaklaşık 12 milyon euroluk ürün, Ortadoğu, Kafkas Ülkeleri ve Balkan ülkelerine gidiyor.

Jokey Ambalaj, gıda ve boya sektörü olmak üzere değişik üretim alanlarına girdi sağlıyor. Gıda sektöründeki dolumculara yaptığı için fabrikada hijyenik koşullara özen gösteriliyor.

Jokey Ambalaj’ın temel ilkelerinden biri de bir müşteriye yüzde 10’dan fazla bağımlı hale gelmeme. Tesis alanında en iyi olan makine-donanım kullanmaya da özen gösteriyor. Çevrim zamanlamasından, ateşlemeli şirinklemeye kadar üretimde kalite ve standartlara dikkat ediliyor.

Merkeze dönüş eğilimi ve plastik ambalaj

Son dönemde yapay zeka, otomasyon, bağlantı imkanlarının artması, “insandan-insan, insanla-makine, insanla-sistem ve sistemle- makine iletişim” kurulması yeni bir eğilim yarattı. İşgücünden bağımsızlaşma süreci hızlandı, örneğin Adidas’ın Vietnam’daki ayakkabı fabrikalarını Almanya’ya taşıması gelişmekte olan ülkeleri uyarıcı oldu.

Merkeze dönüş eğilimi, özellikle üretim-odaklı yabancı sermayenin yatırım koşullarını değişiyor. Bütün bunları Hakan Özsoy’a anımsatıyorum ve durumu nasıl değerlendirdiklerini öğrenmek istiyorum: “Bizim grubumuz yatırım yaparken teknoloji-yoğun alanları tercih ediyor. Tesislerimizi en ileri teknolojilerle donatıyoruz. Ayrıca ürettiğimiz ürünlerin yerel kültürle ilgisi var, konumlandığımız pazara uygun üretim yapıyoruz. Bu açıdan bakıldığında bizim yerel-odaklı kalıplarımız ve ürünlerimiz önemli, bu merkeze çekmenin önündeki önemli engel. Ayrıca, bizden ürün alan dolumcular minimum stokla çalışıyor, bırakınız günlük saatlık teslimat yapılmasını istiyor; bu eğilim giderek daha güç kazanıyor. Bu yapı dikkate alındığında ana merkezde konsolide olmanın anlamı yok. Lojistik hayatı önemde bir üretim alanıyız, zaman açısından ulaşılabilirlik ve erişilebilirlik dikkate alınmazsa aksayabilirsiniz. Çok önemli bir husus da müşteri arttıkça müşteri kendi dilini kullanan üreticiyi tercih ediyor; yerel üretim tesislerini istiyor. Ayrıca gelişmekte olan ülkelerde küçük partiler halinde siparişler de merkeze dönüş eğilimine karşı direnecek bir yapısal özelliğimiz.”

Bir anda bir dizi gerekçenin art arda sıralanması, merkeze dönüş eğiliminin farkındalığın göstergesi.

Satın alma bilinci değişiyor

“Müşteri en ağır olanı en iyi sanabiliyor. Oysa uygun ambalaj farklı bir olay. Ayrıca, ambalaj üretiminde albeni işlevinin önemi giderek artıyor. Yüksek kalitede dekorasyon önem kazanıyor; donanım yatırımlarımızın ona göre olması gerekiyor.”

Özhuy ambalaj üretiminde bakış açısının genişlediğini, işin bilincinde olan dolumcuların, “Satın alınan malın çıplak maliyetini değil, toplam maliyetini gözettiklerini gözlüyoruz. Bir ürüne fabrikadan son tüketiciye kadar bir dizi değerler katılıyor. Fabrika deposundan dolumcuya taşınmasına, dolumcu deposuna stoklama, dolumcu makine-donanımına uygunluk, atık, kayıp ve fire oranlanlarının belirlenen sınırlar arasında kalması kadar verimliliği etkileyen çok sayıda işlem gerekiyor. Bütünü gözeterek maliyet belirlemeye, toplam maliyete odaklanmalıyız. Özellikle dolumcu şirketlerde dur-kalk kayıplarına yol açmayan ürüne önem verdiklerini” anlatıyor.

Hakan Özhuy, müşteri davranışıyla ilgili bir başka gözlemini daha aktarıyor: “Ambalaj satın alan müşterilerimiz en az iki tesisten almayı tercih ediyor. Müşteri sadakatını korumak için kalite bazlı müşteri yitirmemeye azami özeni gösteriyoruz. “Üretici olarak kendilerini güven altına alabilmek için de “Üretimde OTİF önemli… Tam zamanında, belirlenen miktarda ve sürdürülebilir yüksek kalitede ürün müşterinin yararını en çoğa çıkarıyor.”

Müşteri bilincinin değişmesi, ürün kalite ve standartlarının tanımlanmasında kaydedilen aşamalar üreticileri de yönlendiriyor.

Ambalaj ve değer yaratma

Dünya genelindeki otomasyon, yapay zeka ve bağlantının yarattığı yeni rekabet koşullarını uyum için ne yaptıklarını da öğreniyoruz Özhuy’dan: “Esneklik, hız, kaynak tasarrufu ve verimlilik bütün üretim alanlarında önemli. Biz bir program dahilinde bütün makineleri bağlanabilir hale getiriyoruz; daha şimdiden yüzde 50 makinalarımız bu özelliklere sahip. ISO ve yabancı standart ve belgeleri zamanında alıyoruz. Değeri doğru tanımlama konusunda titizlik gösteriyoruz. Kendi içimizde yalın düşünce eğitimi alıyor; değer yaratmayan tekrarları elemeye çalışıyoruz” diye açıklıyor uyum için yaptıkları çalışmaları.

Özhuy bir başka noktaya daha değiniyor: Ambalaj ürünü koruma, dayanıklılığını artırma, raf ömrünü uzatma, stoklama, zaman kazancı sağlama, atık ve kayıpları minimum düzeye indirme gibi bir dizi değer katan özellikleri olduğunu belirterek; plastik, kağıt-karton, cam, ahşap, tekstil ve metal ambalaj üretiminin gelişme düzeyi ile ülkelerin gelişmişliği arasındaki paralelliğe gönderme yapıyor

Türkiye’ nin ambalaj stratejisi yok

Bir üretim alanının dayanıklılığı, girdi aldığı ve girdi verdiği sektörlerin genişliği ve derinliğiyle ölçülür. Değişik hesaplar var. Yaygın kabul göreni, ambalajın bir ülke üretiminin yüzde 5’ini oluşturduğudur. İyi yönetilen bir ülkede ambalaj sektörüyle ilgili ulusal bir stratejinin olmaması kabul edilebilir değildir. O nedenle Özhuy’a soruyorum: Türkiye’nin sektörünüzle igili net, sizlerin de paylaştığı bir stratejisi var mı?

Yanıtlarken sözcükleri özenle seçiyor ve diyor ki “Türkiye’nin bir ambalaj stratejisinin olduğu söyleyemem. Gıda sektöründe tarlada yitirdiğimiz ürün yüzde 30’ları aşıyor. Doğru ambalaj teknikleriyle kayıpların yarısı değerlendirilse ülke ekonomisinin kazanabileceği değeri varın siz hesaplayın.”

Ülkemizde çekirdeksiz ürün işlenmesinden tutun da buğday öğüten değirmenlere kadar hem her alanda, üstelik teşvik edilmiş kapasite fazlası var. Ambalaj sektöründe durumu öğrenmek istediğimizde Hakan Özhuy’ un yanıtı var olan durumu onaylıyor: “Sektörde gereksiz yatırım yapılarak atıl kapasite yaratıldığını söylemek zorundayız. Serbest piyasa ama,bir öncelik de olmalı. Piyasanın kendi oyun kuralı içinde düzenleme de toplumun kaynakları açısından dikkat edilmesi gereken bir husus.”

Alman firmasıyla iş birliğinin öğrettikleri

► Çok şeffaf çalışma özgüveninin değer katkısı

► Hedef- odaklı çalışmanın güçleri odaklaması

► Bireye ve özel yaşama saygının önemi

► En ileri teknolojik donanım kullanma kararlılığı

► İşyerinde ‘aile ortamı’ yaratma özeni

► Müşteri beklentisini aşan kalite hedefleri

► Kalitenin yüzde 80’ini işyeri, yüzde 20’sinin müşterinin tanımlaması

► Özel yaşamla iş yaşamını dengeleyen disiplin

► Dünyadaki bütün fabrikaların, grubun iyi uygulamalarını paylaşma

22 yıllık iş deneyiminin çıktıları sorgulamalara karşı kalkan kaldırmayın

► Yetkin olmadan, altı boş “yapabilirim” inancı sakıncalıdır.

► İşin ayrıntısını bilmeden söz verme ve güven zedelemeyin.

► Gözetim ve denetimden kaçınma özgüvensizliği tuzaklarına düşmeyin.

► Hesap verebilir olmaktan kaçınmayın, kendinizle yüzleşin.

► Eğitimi “masraf” ve “zaman kaybı” olarak asla görmeyin.

► Kendinizden fazla başkalarından bekleme alışkanlığına kendinizi kaptırmayın.

► Mutlaka hedef ve hayalleriniz olsun, bir sevdanın peşine düşün

Toplumumuz farklı kılan özelliklerimiz nelerdir?

► İnsanlarımız zorluklar karşısında hemen pes etmiyor.

► Çok farklı kültürlerle kolay ve rahat ilişki kurabiliyoruz.

► Ezikliklerimizi hızla aşılıyor ve özgüvenimiz artıyor.

► Geçmişimizi objektif tanıdıkça, dünyaya açıldıkça kendimize güven artıyor.
► Değişmelere direnmekten çok, uyum gösteren kültüre sahibiz.

► Kadınlarımızın iş yaşamına katılımı hızlanıyor, çok olumlu katkı sağlıyor,

► Eğitim kalitemiz ve düzeyimiz arttıkça yeniliklere açılma hızlanıyor

YORUM YOK

CEVAP VER

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.